Her şey geçip gidiyor; insanın kendisi bile’’ der Cemal Süreya. Yılların bitişini ve geçiciliği hissettiren bir bakış sunar bize. Takvimdeki son sayfalar, geride bırakılan anların sessiz bir hatırlatıcısı olur. Bu fark ediş, insanın içine hafif bir hüzün bırakır.
Yılın biri biter, biri başlar ama bir bakmışsın ki ömür biter. Yıl biterken takvim yaprakları daha bir sessizce düşer; her biri ardında küçük bir hikâye bırakır.
Her yıl , biraz daha kısalır öncekinden. Başlangıçtaki heyecan, ortalardaki koşuşturma ve sonlara doğru gelen yorgunluk aynı çizgide buluşur. Zamanın coşkun bir ırmak gibi bu denli hızlı geçmesi, insanı biraz hüzünlendirir; sanki daha söyleyecek sözler, yapılacak işler varken perde kapanıyormuş gibi.
Yılın son günleri, sessiz bir muhasebe gibidir. Gürültü azalır, düşünceler netleşir. Kalabalıklar dağılırken insan kendiyle baş başa kalır. Bu yalnızlık ürkütücü değil; aksine, içten bir yüzleşme fırsatı sunar.
Yeni yıl kapıda dururken beklentiler de sıraya girer. Büyük dilekler değil belki; biraz huzur, biraz cesaret, biraz da sabır… Umut, artık daha gerçekçidir. Daha az şey ister ama daha derin anlamlar arar.
Geride kalan yıl, yalnızca yaşananlarla değil, yaşanamayanlarla da anlam kazanır. Ertelenen hayaller, söylenmeyen sözler ve kaçırılan fırsatlar zihinde dolaşır. İnsan, bazı şeyleri zamana bıraktığını sanırken aslında zamana yenildiğini fark eder. İşte bu düşünce, yılın bitişine ayrı bir ağırlık katar.
Yılın sonuna doğru insan, zamanla kurduğu ilişkiyi yeniden sorgular. Saatlerin hızına yetişmeye çalışırken aslında ne kadar çok şeyi ertelediğini fark eder. Bazı duygular cesaret edilemediği için, bazı kararlar korkular yüzünden yarım kalmıştır. Yıl biterken bu eksiklikler bir yük gibi hissedilse de aynı zamanda bir farkındalık yaratır; insanın kendini daha dürüstçe görmesini sağlar. Nurullah Ataç, bir yılın sonunda insanın kendini görmesi üzerine ‘’Zaman, insanın aynasıdır’’ der.
Tüm bu düşünceler arasında yılın bitmesi, kesin bir son olmaktan çok derin bir durak gibidir. İnsan bu durakta biraz dinlenir, biraz düşünür ve yoluna devam etmek için içini toparlar. Geçmişin izleri silinmez ama yön tayin etmeye yardımcı olur.
Yeni yıla girerken kalpte kalan hüzün, umudun önünde bir engel değil; aksine onu daha anlamlı kılan sessiz bir eşlikçidir. Yeni bir sayfa açıp, yapılan yanlışlarla karalama defterine döndürülen hayatları sıfırlayarak her şeye yeniden başlama fikrinin heyecanını sarar ruhu.
Yine de yeni bir yılın eşiğinde durmak, belirsizlikle yüz yüze gelme riskini de barındırır. Geleceğin ne getireceğini bilmemek korkutucu olduğu kadar umut vericidir. Çünkü bilinmezlik, aynı zamanda değişme ihtimalini de taşır. Yılın bitmesiyle kapanan kapıların ardından, henüz açılmamış pencereler vardır. İnsan bunu fark ettiğinde, içindeki hüzün yavaşça yerini temkinli ama güçlü bir umuda bırakır.
Ve nihayetinde , yıl biterken hüzünle gülümsemenin aynı anda mümkün olduğunu öğrenir insan. Geçen zamanın ağırlığını taşırken, geleceğe küçük bir ışık bırakır. Çünkü her bitiş, içinde sessiz bir başlangıç taşır. Mevlana’nın dediği gibi ‘’Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım’’